Doğaya Göçtük

Her şeyin ‘An’da olduğunun fakat  ‘An’da olanın geleceği etkilediğinin farkındalığını özellikle pandemi sürecinin pekiştirmesi ile daha da yoğun olarak yaşamaya başlamıştık.

Hayat değerliydi, gelecek değerliydi, bulunduğumuz ‘An’ın içinde değerini bilmiyorsak eğer, yarın çok geç olabilirdi.

1 yıl öncesinde, köpeğimiz, kedimiz, şimdi 1,5 yaşındaki kızımız, eşim Bahadır ve bendeniz Gaye, 5 kişilik ailemiz ile İstanbul’dan Bodrum’a taşındık, bu fikri emekli olduktan sonra uygulamamaya kararlıydık çünkü elimizde sadece içinde bulunduğumuz anın garantisi vardı.

Son 1 yılda, hiç tanımadığımız, dünyanın öbür ucundaki bir insanın, tercih ettiği yemeğin ya da davranışının, dünyanın diğer ucundaki biz tarafından ne kadar önem arz ettiğinin farkına Covid-19 virüsü ile daha da vardık. Bir insanın diğer tüm insanlığı, doğayı, hayvanları iyi ya da kötü nasıl etkileyebileceğini iyice öğrendik. Bu sebeple artık sadece ben dönüşsem ne olur? Ya da sadece bizimle olmaz bu işler diyemedik.

Doğadan uzak olmanın doğamıza ters olduğuna inanan insanlardanım. Benimle aynı fikirde olan, bu konu hakkında düşünen, gelişen, birçok kişi ile ‘Dönüştür Gitsin’ oluşumu sayesinde tanıştım ve bir birey olarak neler yapabileceklerimizin hep birlikte öğrenmeye başladık. Bunun Covid-19’un insan, doğa, hayvan ve tüm tabiat için yararlı bir versiyonu olduğunu düşünüyorum. Çünkü iyi yapılan her şey bulaşıcıdır! Doğa, insan, hayvan ne için olursa olsun.

Bodrum maceramız bizim kararımızı birçok sorunla sınayarak, İstanbul’da çok kolay ulaştığımız kaynakların aslında ne kadar değerli olduğunu bizlere hatırlattı. Kanalizasyon altyapısı gibi birçok temel ihtiyaç burada yaygın bir sistem değil. Malum pis şeyleri evimizin yanındaki kuyuda topluyor ve çağırdığımız bir tanker ile kokular eşliğinde çekiliyor. Yokuştaki evimizin üst kısmındaki evlerden taşan malum atıklar bahçemize kadar gelebiliyor. Çeşmenizden akan suyun tuzlu olduğunu düşünün. Bizimki arıtma işleminden sonra eve geliyordu. Birkaç ay önce şehir şebeke suyuna kavuştuk. Yeterli basıncı yok ve birkaç ay boyunca sadece geceleri suyumuz vardı ve sadece geceleri banyo yapıp çamaşır bulaşık yıkayabildik. 1 hafta suyun kesik olduğu zamanlar yaşadık. 2 ay boyunca sadece geceleri geldiği oldu. Suyun kesik olduğu sırada bir anda sağanak başlıyor ve  – çoğu evin ortak sorunu olarak söylüyorum- çeşmenizden damla su akmıyorken çatınızdan şelale akıyor ve hayatın ironisiyle bir anda karşı karşıya kalabiliyorsunuz.

Çok kolay ulaştığımız elektrik, su, ısınma gibi temel barınma ihtiyaçlarının değerini bir kez daha anladık ve bunları daha sürdürülebilir bir hale getirmek için düşünmeye başladık.

İstanbul’a dönmeyi seçeneklerimiz arasında bulundurmuyorduk çünkü suyumuz ve elektriğimiz olmasa da, çoğu zaman kapüşonlu montlarla uyusak da, bu sorunlar çözüme ulaştırmamız gereken ve sadece aile olarak bizim değil dünyanın büyük bir kısmının sorunuydu. Zaman zaman İstanbul’a gittiğimizde arkamızda bıraktığımız evin, lüksün farkına vardık.

Bodrumdaki evimiz İstanbul’daki evimizin otoparkından bile daha soğuktu. Ama bu farkı sadece İstanbul’a gittiğimizde görüyorduk.

Her şeye rağmen hemen Bodrum’a dönmek için can atıyorduk.

Her şeye rağmen çözümlerimizi bulduk, suyumuzu taşıdık, ısınmak için şartları zorladık, parlaklığı değişen salon aydınlatmamızda yaşadık hala da yaşıyoruz. Bebeğimiz, kedimiz, köpeğimiz, eşim ve ben burada her şeye rağmen, ormandan evimizin önüne gelen yabani domuz ailesi ile birlikte çok ama çok mutluyuz. 9 tane yeni bebekleri oldu!

Düşünsenize şehirde 5 gün su yok ne yapabilirsiniz?

Elektriğiniz 5 gün olmayacak nasıl bir çözüm sağlarsınız?

Suyunuz olmadan sifonunuza nasıl su dökersiniz?

Bunlara ek olarak eviniz soğuk! Nasıl ısıtırsınız?

Hepsinin çözümü için ait olduğunuz sistemin devamlılığına güven duymak zorundasınız. Fakat  hunharca tüm yönleri ile kullandığımız sistem bir taraftan hem kendini, hem bizi hem de kendi geleceğini tüketiyor. Kalan süremiz bir insan hayatından kısa. Yani kızımız bizden sonra kıtlıkla baş başa kalacak.

Geri dönüşümü hayatımızın bir parçası haline getirmek, elektriği güneş enerjisi ile sağlamak ve su gibi kaynakların sürdürülebilir sistemler ile kullanılması, yağan yağmurdan biriken ve şehir hattından sağladığımız evdeki atık suyumuzun arıtılarak gri su kaynağı olarak kullanılması ve depolanması, gıda atıklarımızı dönüştürerek, bundan kompost yaparak bahçemizi sıvı olarak gübrelemek ve kendi bahçemizin toprağını yaratmak, plastik torba kullanmamaya özen göstermek, ev içerisinde doğa ile karışabilen temizlik ürünleri kullanmak yaptığımız ve yapmaya çalıştığımız bazı başlangıçlar bizim için…

Gıda atıklarımı ‘Dönüştür gitsin’ farkındalık oluşumu sayesinde dönüştürmeyi öğrendim, şimdi ise arı kolonilerin hızlıca tükenmesi sebebiyle belki bir miktar faydam olabileceğini düşünerek, ben ve benim gibi bu işi sadece insan ırkının devamı için, ya da çocuklarının geleceği için arı koruyuculuğu yaptığını bildiğim, dünyanın her yerinden birçok insan gibi arıcılık yapmaya başladım. İlk hedefimiz kendimizin tüketeceği kadar bal üretebilmek.

Arı kolonileri yanlış bakım, zirai ilaçlamalar, değişen iklim koşulları sebebiyle hızla tükeniyor, arıların %50 sinin tükenmesi durumunda yılda 700 bin civarında insan ölümü öngörülüyor. Her arı, her insan, her bir yaprak, görünmeyen bağlar ile birbirine yaşamsal olarak bağlı.

Onların bizi yaşatmak için çalıştığı kadar biz de onlara saygı gösterip korumalıyız.

Yakında evimizin bahçesinde de kendi kullanımımıza yetecek kadar sebze ve meyve yetiştirmeye çalışacağız.

Hikayemizi paylaşma fırsatı verdiği için Dönüştür Gitsin’e teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın…

Avatar
Paylaş

Yorum yap

Bülten Aboneliği

Bizden haberdar olmak için lütfen kayıt olun

    dev
    error: Content is protected !!