Haberler

Her şeyin ‘An’da olduğunun fakat  ‘An’da olanın geleceği etkilediğinin farkındalığını özellikle pandemi sürecinin pekiştirmesi ile daha da yoğun olarak yaşamaya başlamıştık.

Hayat değerliydi, gelecek değerliydi, bulunduğumuz ‘An’ın içinde değerini bilmiyorsak eğer, yarın çok geç olabilirdi.

1 yıl öncesinde, köpeğimiz, kedimiz, şimdi 1,5 yaşındaki kızımız, eşim Bahadır ve bendeniz Gaye, 5 kişilik ailemiz ile İstanbul’dan Bodrum’a taşındık, bu fikri emekli olduktan sonra uygulamamaya kararlıydık çünkü elimizde sadece içinde bulunduğumuz anın garantisi vardı.

Son 1 yılda, hiç tanımadığımız, dünyanın öbür ucundaki bir insanın, tercih ettiği yemeğin ya da davranışının, dünyanın diğer ucundaki biz tarafından ne kadar önem arz ettiğinin farkına Covid-19 virüsü ile daha da vardık. Bir insanın diğer tüm insanlığı, doğayı, hayvanları iyi ya da kötü nasıl etkileyebileceğini iyice öğrendik. Bu sebeple artık sadece ben dönüşsem ne olur? Ya da sadece bizimle olmaz bu işler diyemedik.

Doğadan uzak olmanın doğamıza ters olduğuna inanan insanlardanım. Benimle aynı fikirde olan, bu konu hakkında düşünen, gelişen, birçok kişi ile ‘Dönüştür Gitsin’ oluşumu sayesinde tanıştım ve bir birey olarak neler yapabileceklerimizin hep birlikte öğrenmeye başladık. Bunun Covid-19’un insan, doğa, hayvan ve tüm tabiat için yararlı bir versiyonu olduğunu düşünüyorum. Çünkü iyi yapılan her şey bulaşıcıdır! Doğa, insan, hayvan ne için olursa olsun.

Bodrum maceramız bizim kararımızı birçok sorunla sınayarak, İstanbul’da çok kolay ulaştığımız kaynakların aslında ne kadar değerli olduğunu bizlere hatırlattı. Kanalizasyon altyapısı gibi birçok temel ihtiyaç burada yaygın bir sistem değil. Malum pis şeyleri evimizin yanındaki kuyuda topluyor ve çağırdığımız bir tanker ile kokular eşliğinde çekiliyor. Yokuştaki evimizin üst kısmındaki evlerden taşan malum atıklar bahçemize kadar gelebiliyor. Çeşmenizden akan suyun tuzlu olduğunu düşünün. Bizimki arıtma işleminden sonra eve geliyordu. Birkaç ay önce şehir şebeke suyuna kavuştuk. Yeterli basıncı yok ve birkaç ay boyunca sadece geceleri suyumuz vardı ve sadece geceleri banyo yapıp çamaşır bulaşık yıkayabildik. 1 hafta suyun kesik olduğu zamanlar yaşadık. 2 ay boyunca sadece geceleri geldiği oldu. Suyun kesik olduğu sırada bir anda sağanak başlıyor ve  – çoğu evin ortak sorunu olarak söylüyorum- çeşmenizden damla su akmıyorken çatınızdan şelale akıyor ve hayatın ironisiyle bir anda karşı karşıya kalabiliyorsunuz.

Çok kolay ulaştığımız elektrik, su, ısınma gibi temel barınma ihtiyaçlarının değerini bir kez daha anladık ve bunları daha sürdürülebilir bir hale getirmek için düşünmeye başladık.

İstanbul’a dönmeyi seçeneklerimiz arasında bulundurmuyorduk çünkü suyumuz ve elektriğimiz olmasa da, çoğu zaman kapüşonlu montlarla uyusak da, bu sorunlar çözüme ulaştırmamız gereken ve sadece aile olarak bizim değil dünyanın büyük bir kısmının sorunuydu. Zaman zaman İstanbul’a gittiğimizde arkamızda bıraktığımız evin, lüksün farkına vardık.

Bodrumdaki evimiz İstanbul’daki evimizin otoparkından bile daha soğuktu. Ama bu farkı sadece İstanbul’a gittiğimizde görüyorduk.

Her şeye rağmen hemen Bodrum’a dönmek için can atıyorduk.

Her şeye rağmen çözümlerimizi bulduk, suyumuzu taşıdık, ısınmak için şartları zorladık, parlaklığı değişen salon aydınlatmamızda yaşadık hala da yaşıyoruz. Bebeğimiz, kedimiz, köpeğimiz, eşim ve ben burada her şeye rağmen, ormandan evimizin önüne gelen yabani domuz ailesi ile birlikte çok ama çok mutluyuz. 9 tane yeni bebekleri oldu!

Düşünsenize şehirde 5 gün su yok ne yapabilirsiniz?

Elektriğiniz 5 gün olmayacak nasıl bir çözüm sağlarsınız?

Suyunuz olmadan sifonunuza nasıl su dökersiniz?

Bunlara ek olarak eviniz soğuk! Nasıl ısıtırsınız?

Hepsinin çözümü için ait olduğunuz sistemin devamlılığına güven duymak zorundasınız. Fakat  hunharca tüm yönleri ile kullandığımız sistem bir taraftan hem kendini, hem bizi hem de kendi geleceğini tüketiyor. Kalan süremiz bir insan hayatından kısa. Yani kızımız bizden sonra kıtlıkla baş başa kalacak.

Geri dönüşümü hayatımızın bir parçası haline getirmek, elektriği güneş enerjisi ile sağlamak ve su gibi kaynakların sürdürülebilir sistemler ile kullanılması, yağan yağmurdan biriken ve şehir hattından sağladığımız evdeki atık suyumuzun arıtılarak gri su kaynağı olarak kullanılması ve depolanması, gıda atıklarımızı dönüştürerek, bundan kompost yaparak bahçemizi sıvı olarak gübrelemek ve kendi bahçemizin toprağını yaratmak, plastik torba kullanmamaya özen göstermek, ev içerisinde doğa ile karışabilen temizlik ürünleri kullanmak yaptığımız ve yapmaya çalıştığımız bazı başlangıçlar bizim için…

Gıda atıklarımı ‘Dönüştür gitsin’ farkındalık oluşumu sayesinde dönüştürmeyi öğrendim, şimdi ise arı kolonilerin hızlıca tükenmesi sebebiyle belki bir miktar faydam olabileceğini düşünerek, ben ve benim gibi bu işi sadece insan ırkının devamı için, ya da çocuklarının geleceği için arı koruyuculuğu yaptığını bildiğim, dünyanın her yerinden birçok insan gibi arıcılık yapmaya başladım. İlk hedefimiz kendimizin tüketeceği kadar bal üretebilmek.

Arı kolonileri yanlış bakım, zirai ilaçlamalar, değişen iklim koşulları sebebiyle hızla tükeniyor, arıların %50 sinin tükenmesi durumunda yılda 700 bin civarında insan ölümü öngörülüyor. Her arı, her insan, her bir yaprak, görünmeyen bağlar ile birbirine yaşamsal olarak bağlı.

Onların bizi yaşatmak için çalıştığı kadar biz de onlara saygı gösterip korumalıyız.

Yakında evimizin bahçesinde de kendi kullanımımıza yetecek kadar sebze ve meyve yetiştirmeye çalışacağız.

Hikayemizi paylaşma fırsatı verdiği için Dönüştür Gitsin’e teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın…

Avatar
Paylaş

Hepimizin bildiği, gördüğü ve ancak üzerinde kafa yorduğumuzda ne kadar da muhteşem bir mucizeye şahit olduğumuzu fark ettiğimiz doğal döngüler zinciri üzerine düşünmeye var mısınız? Bu doğal döngüler zincirini düşünmeye bitkilerle başlayalım.

Bitkiler, Güneş ışığını, Karbondioksiti, Suyu ve gerekli Mineralleri tüketirken, ürettikleri oksijenle canlıların yaşaması için gerekli ortamı hazırlamalarının yanı sıra, yapraklarıyla, meyveleriyle, tohumlarıyla ve kökleriyle de insanlar ve hayvanlar için besin üretirler.. Gerektiği kadar tüketip, maksimum üretimi yapmaya çalışıyorlar aslında. Tüketimin gereğinden fazla olması üretimi arttırmayacağı gibi, bitkilerin ölümüne bile sebep olabiliyor.

Gerek gıda olarak tüketildiklerinde, gerekse doğada yok olduklarında da bu doğal döngüler zincirini devam ettirirler.. Özünde aslen ürettikleri bir şeyler daha var. Canlılar tarafından tüketilen bitkiler, canlılara hayatta kalabilmeleri için gerekli enerjiyi üretirken, geride kalan artıkları ise bakteriler ve mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılarak toprak verimliliğine katkı sağlarlar.

Bununla birlikte çok yıllık bitkilerden ağaçları düşünelim. Kurak dönemlerde toprağın aşırı ısınmasını engelleyerek topraktaki nem miktarını korurken, toprak altı yaşam dengesinin korunmasına da katkı sağlıyorlar. Dallarında yaşayan pek çok canlı için de üreme ve büyüme ortamı üretmiş oluyorlar. Belki hiç düşünmemiş olabileceğiniz çok önemli bir şey daha var, diğer canlıların konforu için gölge de üretiyorlar!

Üretirken tükettiklerine ve tüketirken ürettiklerine bütünsel olarak baktığımızda gelecek nesillerini ve bu doğal döngüler zincirini tehdit ettiklerinden bahsedebilir miyiz?

 Tabi ki hayır…

Biraz da kısaca hayvanlardan bahsedelim.

Yeryüzündeki bütün hayvanların öncelikli amacı türlerinin devamlılığını sağlayabilmek. Bunun için de aynen bitkilerde olduğu gibi hayatta kalabilmek için ihtiyaçları kadar oksijeni, suyu ve besini tüketmeleri gerekiyor.

Bu sınırlı tüketime karşın bir de ürettiklerine bakalım isterseniz. Yaşamları boyunca karbondioksit üreten, dışkılarıyla toprağı ve mikroorganizmaları besleyen, etleriyle, sütleriyle, yumurtalarıyla hem diğer hayvanlar hem de insanlar için besin üreten, aynı zamanda da ekolojik dengenin bozulmaması için bazı türlerin aşırı çoğalmasını engelleyerek bu doğal döngüye destek üreten canlılar olarak düşünebiliriz.

Üretirken tükettiklerine ve tüketirken ürettiklerine bütünsel olarak baktığımızda gelecek nesillerini ve bu doğal döngüler zincirini tehdit ettiklerinden bahsedebilir miyiz?

Tabi ki hayır…

 

En can alıcı bölüme, insanlara geldik maalesef. Neden mi maalesef?

Gelin birlikte düşünelim.

Dönemin şartlarına göre avcılık, toplayıcılık ve yerleşik hayata geçişle birlikte tarımsal üretim ile gıda ihtiyaçlarımızı karşılamış ve binlerce yıldır hayatta kalmayı başarabilmiş canlı türüyüz.

Ürettiğimiz ilkel el aletleriyle başlayan icatlar, teknolojinin bugünlere gelmesine vesile olmuş. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte binlerce farklı alanda üretim artmış, yani insan türü olarak tüketmek için üretmeyi başarmışız.

Peki bu üretim döngüsünün sürdürülebilir olduğunu söyleyebilir miyiz?

Üretirken tükettiklerimize baktığımızda tablo maalesef hiç de iç açıcı değil.

  • Soyunu tükettiğimiz hayvanları,
  • Kesilen ve yakılan ormanlarımızı,
  • Kimyasallarla zehirlediğimiz topraklarımızı,
  • Baca ve egzoz gazlarıyla kirlettiğimiz havayı,
  • Acımasızca tükettiğimiz ve
  • Kirlettiğimiz temiz su kaynaklarımızı hatırlayalım ve hep birlikte üzülelim.

Bu arada üretirken tükettiklerimize sevgiyi, saygıyı, merhameti ve vicdanı da eklemeden geçemeyeceğim maalesef.

Tüketirken ürettiklerimizde durum nasıl peki? Geri dönüşüm ve atık yönetimi konularında acaba ne durumdayız? Ancak global tedbirlerin alınması, çok sert yaptırımların uygulanması ve hem üreticilerin hem de tüketicilerin bilinçlenmeleri durumunda umutlanabiliriz diye düşünüyorum. Umarım bir şeylerin farkına vardığımızda çok geç kalmış olmayız.

Üretirken tükettiklerimize ve tüketirken ürettiklerimize bütünsel olarak baktığımızda gelecek nesillerimizi ve atalarımız dahil diğer canlıların milyonlarca yıldır sürdürebildikleri bu doğal döngüler zincirini tehdit etmediğimizden bahsedebilir miyiz!?

Cevabı sizlere bırakıyorum…

Dönüştür Gitsin Takipçisi, Doğa Dostu,

Uluç Özturan

Avatar

 

 

Paylaş

Arta Kalan Yemeklerinizi Kompost Yapmaya Hazır mısınız?

Ev içinde açığa çıkan bütün gıda atıklarınızı ( soyduğunuz patatesin, soğanın kabuğundan tutun da yemek masasında tabağınıza aldığınız ancak bitiremediğimiz için kalan  artıklar olsun ) kolayca kompost yapabilirsiniz.

Nasıl mı?

Mucizevi yöntem olan Bokashi Kompostu ile !

Mucizevi diyorum çünkü zahmetsiz, temiz ve yapım aşamalarında çok zaman almayan bir kompost yöntemidir. Üstelik ev içinde  basit bir kaç malzeme ile (kapaklı bir kova, bir süzgeç, ufak bir musluk ve  yararlı mikroorganizma) günlük olarak  açığa çıkan her türlü atığı kompost kovanıza koyabileceğiniz bir kompost türüdür..

Bu yönteme @kokopellisehirde ‘nin kurucu ortağı Elif’in “evlilik kurtaran kompost türü” olarak tanımladığını duymuşsunuzdur. Çünkü solucan gübresi gibi evde yapılabilen diğer kompost yöntemlerinde bazı gıda atıklarını (özellikle turunçgiller gibi)  solucanlara vermeniz mümkün değil. Hal böyle olunca aile bireyleri açığa çıkarttıkları gıda atıklarını olduğu gibi komposta ekleyemediği için  ve siz de eklenmesi gerekenler listesi ile karşılarına çıktığınızda  ilişkilerde sorunlar baş gösterebilir.

Oysa, Bokashi Kompostu gıda atıklarında bir ayrım olmaksızın  her şeyi kabul eder ve turşular. Bokashi adı üstünde bir turşulama yöntemidir. Bu yöntemi geliştiren Japonlara buradan selam ediyoruz.

 

Bokashi kompostu yapımında püf noktası kompost için kullanacağınız kovanın hava ile temas etmemesi yani kapağının hava almayacak şekilde kapalı olmasıdır. Oksijen ile temasta olmayan gıda atıkları küflenmez, sineklenme ve koku yapmaz.

Peki, gıda atıklarının parçalanması işlemi nasıl gerçekleşecek derseniz,  cevabımız LAKTİK ASİT Mucizesi olacak .

Laktik asit içeren laktobasil serum sayesinde oksijensiz kovanın içinde bokashi  kompostunuzdaki  gıda atıkları parçalanmaya başlar. Bakteri zenginliğini arttırarak temel çürüme işlemini yapan ve süreci hızlandıran Laktik Asitlerdir. Bütün bu aksiyonları tamamen oksijensiz ortamda gerçekleştirerek fermantasyon işleminin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasını sağlar.

Laktik asitlerin biz insanların  vücudunda  var olduğunu biliyor muydunuz?

Kas hücreleri kandan yeterince oksijen elde edemeyince laktik asit fermentasyonu ile enerji üretmeye devam ederler.  Hücre içinde laktik asit eşliğinde gerçekleşen kimyasal tepkimeler sayesinde kas hücreleri glikozu parçalamaya devam edebilirler.

Laktik asit bakterileri birer probiyotik olarak bağırsaktaki zararlı bakterilerin çoğalmasını önler,  yararlı bakterilerin artmasını destekleyerek bağırsak dengesini sağlarlar.

Laktik asitlerin gıda  üretiminde kullanımı çok yaygındır,

Laktik asit ile yapılan fermentasyon asırlardır kullanılan bir yöntemdir, kayıtlar neolitik çağdan beri kullanılmış olduğuna işaret eder.

Laktik asit sayesinde gıdalar asitlenir, böylece bozulmaya sebep olacak mikroorganizmaların büyümesi engellenmiş olur.

Akla ilk gelen örnekleri sütün ekşimesinden yapılan yoğurt, ya da peynir, sayılabilir. Turşu yapımı da bu şekilde hazırlanır.

 

Hayvancılık yaparken de Laktik asit mucizeler yaratır,

Yaz aylarında toplanan yeşil otların kış dönemine kadar dayanması için laktik asit fermentasyonuna tâbi tutulurlar. Bu işlemin özel bir de adı var – SİLAJ.  Yeşil otlar yığın halinde biriktirilir ve üzeri örtülerek oksijenle temas etmesi engellenir. Böylece ortamda laktik asitler çalışmaya başlar, ortamı asitlendirir ve silajın bozulmasına sebep olabilecek diğer mikroorganizmaların oluşmasına engel olurlar.

 

Bokashi kompost yöntemi ve bu yöntemde kullanılan Laktobasil serum, ev içinde gıda atıklarınızın dönüştürülmesinde olmazsa olmazlardır.

Püf noktaları öğrendiğinize göre, Bokashi kompostu denemelerine başlamak için şimdi sıra sizde !

Sevgiyle Kalın,

Dönüştür Gitsin

 

Paylaş

 

Ev içinde açığa çıkan gıda atıkları bazen kaçınılmaz olabilirken çoğunlukla farkında olmadığımız şekilde atık haline gelmekte ve direkt diğer evsel atıklarla birlikte çöpe atılmaktadır.

Gıda atıklarının oluşmasında pek çok faktör rol alırken bugün size satın aldığınız meyvelerden örnekler vererek, bu meyvelerin büyük kısmının potansiyel olarak çöpe gittiğini ve bunun da bütçemize ne kadar zarar verdiğini çarpıcı rakamlarla göstermek istedim.

Bugün KABAK ile olan maceramı paylaşacağım.

Kabak önemli bir protein deposu olması  ile sağlık açısından çok faydalı bir meyve olmakla beraber  vücudun pek çok fonksiyonunu da güçlendiren  olumlu bir etkiye sahiptir.

  1. Sindirim sorunlarını azaltır
  2. Kolesterol seviyelerini düşürür.
  3. Böbrek fonksiyonunu düzenler.
  4. İltihap önleyici
  5. Protein zengini
  6. Ateşi önler.
  7. Hafızayı güçlendirir

Satın aldığımız kabakların kabuklarını soyarak çöpe attığımızda aslında kabak için harcadığımız paranın ne kadarını da çöpe attığımızı biliyor musunuz?

Ben de merak ettim ve satın almadan atık olma noktasına kadar ki süreci inceledim. Gelin hep beraber adım adım gidelim,

Satın Alma Aşaması: 15 Ocak 2021 tarihinde satın aldığım kabakların kilogramına 16.95tl ödedim.

Mutfakta Yemek Yapma Aşaması: Pirinçli kabak yemeği yapmak için kabakların kabuklarını soydum, tepelerini ve saplarını kesip ayırdım.

Ne kadar gıda atığı yarattım? Soyduğum kabuklar ile kabakların tepelerini, saplarını tarttığımda Kg başına 168gr atık açığa çıkardığımı gördüm.

Açığa Çıkan Atığın Maddi Değeri Nedir?  1kg kabak için 16.95tl ödemiştim. Bu durumda,

16.95tl x 168gr atık = 2.85tl!

Sonuç olarak,

1 kg kabaktan açığa çıkan “168gr gıda atığı” için 2.85tl ödemiş ve bunu da direkt olarak çöpe atmış oluyorum!

4 kişilik bir ailenin haftada bir kez kabaktan yapılan bir yemek pişirdiğini düşünelim,  ortalama 2kg. kabak tüketmeleri durumunda ayda toplam 22.80tl yi çöpe atmış olacaklar !!

Oysa Kabakların kabuklarını da geri kazanabilirsiniz, Nasıl mı?

  • Her şeyden önce kabakların kabuklarını soymadan yıkayıp kup şeklinde keserek çok az zeytinyağı ve istediğiniz kadar kekik ile marine edip fırında pişirebilirsiniz. Ben denedim ve kabuklu olarak çok daha çıtır ve lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Tecrübe yanılmaz!

 

  • Kabakların kabuklarından çok güzel kabak kavurması yapabilirsiniz, yaz aylarında yoğurt ile çok lezzetli bir oğle yemeği olacağını garanti ederim J
  • http://www.sibelpinto.fr/ sayfasından @chef_sibelpinto instagram adresinden sevgili Şef Sibel Pinto’nun gıda atıkları ile yaptığı inanılmaz tarifleri takip edebilir mutfağınızda açığa çıkan gıda atıklarını azaltabilirsiniz.
  • Kabuklarla uğraşacak zamanım yok diyorsanız çöpe gitmesine engel olabilir, evde bokashi kompost yaparak gıda atıklarını toprak için faydalı besin kaynağına dönüştürebilirsiniz. Kompsot yapmayı bilmiyorum diyorsanız @donusturgitsin instagram sayfamızdan veya https://www.youtube.com/watch?v=GSyF_RZWyqM  sayfamızdan bokashi kompostunu nasıl yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO- http://www.fao.org/turkey/tr/) yayınladığı verilere göre, Dünyadaki gıda israfı 1,3 milyar tonu bulmuş durumda. Gıda güvenliği, çevre koruma ve sürdürülebilirlik kavramlarının çok daha önemli hale geldiği günümüzde, gıda atıklarının azaltılması ve mümkün olan her sahada geri dönüştürülebilmesi çok önemli hale gelmiştir. Bu sahadaki her çalışma ve atılan her adım hem birey olarak bütçemize katkı sağlarken hem de dünyadaki atıkların yarattığı sera gazı etkisini azaltmak için de atılmış önemli bir adımdır.

Bu anlamda, Denizde bir damla olabilmek dahi bireysel olarak hayatlarımızda bir şeyler değiştirecektir.

O zaman “sadece benim yapmamla olmaz”  demeyin, “her şey benimle başlar “ diyerek bize destek verin,

Gıda Atıklarımızı Dönüştürülelim, Geleceği Değiştirelim!

Sevgiler,

Dönüştür Gitsin

 

Paylaş

Monarch olarak da bilinen Kral Kelebekleri, kelebek türleri içinde en özel olanlarıdır. Bunun birkaç sebebi var- sizlerle paylaşmak istiyorum,

  • Kısa süren hayatlarına rağmen hem en uzun süre göç eden hem de en uzun mesafeyi yapan tek türdür.
  • Göç şekilleri ise kuşlardan çok daha karmaşık kalıyor. 4.800 km’yi tam 72 günde tamamlayan muhteşem bir doğa mucizesini 2005 yılında National Geographic’den Vico Gutierrez adlı bir gözlemci izleyerek kaydetmeyi başarmış.
  • Kral Kelebekleri göç boyunca pek çok kez fırtına ve şiddetli yağmura denk gelir- ve savrularak yön değiştirmek zorunda kalsalar dahi hiçbir zaman kaybolmazlar. Rüzgârda savrulup hiç bilmediği rotalara girmek zorunda kalsa dahi yine de ulaşması gereken yere her seferinde ulaşır ve de doğru zamanda ulaşır.
  • Kral kelebekleri göçü tamamlayıp Kanada’dan Meksika’daki Dağ ormanlarına ulaştıklarında kış uykusuna yatar ve bu sure 4 ay sürer.
  • Gizemli olan bir diğer özellikleri ise, göçleri boyunca geceyi geçirmek için seçtikleri ağaçlar! Seçtikleri bu ağaçların türleri önemli değil çünkü her gece başka tür bir ağaçta konaklarlar ancak durumu ilginç kılan farklı zamanlardaki göçleri için de hep bu ağaçlarda konaklıyor olmaları.

Bana göre, her yıl soğuklar yaklaşınca Kanada’dan Meksika’ya göç eden Kral kelebeklerini en özel kılan şey, 1 yıla tam 4 nesil yaşam sığdırabilmeleri!

İlk nesil, Meksika’daki dağ ormanlarında kış uykusuna yatar, ilkbahar geldiğinde çiftleşerek göç için yola çıkarlar. Birinci nesil Amerika’nın güney kıyılarına ulaştığında yumurtlar ve yaşamları son bulur.

İkinci nesil ise yumurtadan çıktıktan kısa bir sure sonra göçü tamamlamak için Kanada’ya doğru yola çıkar. Bu yeni doğan neslin göçü devam ettirmeleri ise tamamen içgüdüsel olarak gerçekleşir. Ancak bu nesilde yaşam döngüsü dolmak üzereyken Amerika’nın kuzeyinde ve Kanada’nın güneyine yumurtlar ve yaşamlarını tamamlar.

Üçüncü nesil, doğduktan sonra göçün son noktası olan Kanada’nın kuzeyine doğru tamamen içgüdüsel olarak yola devam ederler. Bu nesil de Temmuz ayının sonunda yumurtlarlar ve hayata veda ederler.

Ve son nesil olan dördüncü nesil, üreme organları henüz gelişmediği için, ancak Meksika’nın dağ ormanlarına ulaşacak ve baharda da yumurtalarını bırakacak kadar yaşarlar. Bu yaşam süresi ise önceki nesillerden daha uzundur (6ay)  Ekim ayının sonlarına doğru Meksika’da bulunan dağ ormanına ulaşarak 4 ay sürecek kış uykusuna yatarlar.

 

Peki, kral kelebeği bu kadar uzun bir göç yoluna nasıl hazırlanıyor?

Bu da çok muazzam bir doğa olayı, çünkü yolculuğa başlamadan önce çiçek özleri ile beslenerek kendilerini ağırlaştırırlar.

4800×2=9600 KM’lik yolculuk inanılmaz bir döngüdür ve tamamen içgüdülere dayanarak gerçekleşir. Özetle,, anne & baba ile başlayan yolculuk çocuklara  devredilirken  çocuklardan da torunlara devredilir. Ve torunların çocukları ile son bulur- ve aynı döngü tekrar başlar.

Kral kelebeklerinin bu inanılmaz  yaşam ve göç döngüsünün gerçekleşmesi için  ağaçların ve çiçeklerin onlara hizmet etmesi gerekir.

Çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan dünyamızda her geçen gün kuraklaşan topraklarda gün gelip de artık çiçeklerin yetişemeyeceğini, yetişse dahi beklenmedik mevsim değişiklikleri nedeni ile olgunlaşmadan solacaklarını dikkate aldığımızda,  kral kelebeklerinin göç yolunu tamamlaması için ihtiyaç duydukları besinleri alamayacaklarını düşünmek dahi çok acı.

Ormanların her geçen gün insan eli ile artan tahribatı da bu inanılmaz kelebek türünün göç boyunca dinlenmek için kullandığı ağaçların yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu gerçeğini yüzümüze vuruyor.

Dünya olarak, toprağı hoyratça  kullanmaya devam edersek,, sadece toprak altı ve toprak üstü yaşama değil , oradan beslenerek hayatlarını devam ettiren  bu inanılmaz hayvan türlerininim de son bulmasına sebep olacağız…

Bu gidişe dur demek için çok geç değil, hala bir umut var!

Gelin topraklarımıza sahip çıkalım, onları doğal yollarla besleyip güçlendirelim,  toprak içindeki organik madde oranının artması için çalışalım.  Toprakla insan arasında alan ancak hepimizin tekrar hatırlaması gereken bir bağ, doğal bir döngü var. O da topraktan aldığını yine toprağa vermek.

Nasıl mı?

Topraktan elde ettiğimiz gıdaların atıklarını yine toprakla buluşturmak için Kompost yaparak.

Kompost, toprak için en doğal besin kaynaklarından biridir.  Ve her türlü mekânda kompost yapılabilir.

Hatta yaşadığımız alanlarda günlük olarak açığa çıkardığımız gıda atıklarımızı kompostlaştırarak başlayabiliriz.

Unutmayın, her bir birey bir adım atarsa bütünde büyük bir dönüşümü başlatabiliriz.

Kral kelebekleri özgürce uçmaya devam etsin !

Sevgiler,

Dönüştür Gitsin

Paylaş

Her 5 saniyede, bir futbol sahası büyüklüğünde toprak alanın erozyonla yok olduğunu biliyor musunuz?

Günümüze kadar Dünya’daki toprakların %33’ünün erozyona uğradığı biliniyor. Hali hazırdaki toprak kaybını durdurmazsak 2050 yılına gelindiğinde bu oranın  %90’lara çıkacağı tahmin ediliyor.

Oysaki bir yerde toprak tabakasının oluşabilmesi için milyonlarca yıl geçmesi gerekiyor.

Doğal olmayan tarımsal uygulamalar ile toprak kaybı giderek artıyor. Toprak kaybı ise kıtlık ve susuzluk anlamına geliyor!

Neolitik Çağda tarımın başlaması ile insanoğlu yüzyıllarca kuraklık ve olumsuz iklim şartlarının üstesinden geldi. Ancak giderek artan insan nüfusu zamanla gelişen teknoloji, endüstri ve sanayii devrimleri ile birlikte toprakları kimyasal yollarla kirletmeye, betonlaştırmaya, tarım alanlarını binalarla doldurmaya başladı.

Artık toprak korunmaya muhtaç hale geldiği için  “Dünya Toprak Günü “ gibi bir gün ilan etmek durumunda kalındı..

Toprak kayıplarını önleyerek eskiden sahip olduğumuz bereketli topraklara geri dönebilmemiz hala mümkün,

Sağlıklı bir toprağı oluşturan ana maddeler hava (%25), su (%25), mineraller (%45) ve organik maddedir (%5). Bu listedeki en önemli nokta organik maddedir çünkü toprağın hava almasını ve su tutma kabiliyetini, minerallerin dönüşerek bitkiler için kullanılır hale gelmesini ve bu döngüyü sağlayan Toprak Besin Ağı’nın devamlılığını sağlar. Böylece kuraklık ve sel gibi doğal afetlerin olumsuz etkilerini azaltır.

Toprak Organik maddesinin temeli ise Karbondur.

Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü ve TÜBİTAK-BİLGEM-YTE işbirliği ile 2017-2018 döneminde gerçekleştirilen Toprak Organik Karbon Projesi sayesinde Türkiye’deki toprakların karbon içerik ölçümleri yapılmış ve haritalar çıkartılmıştır

Bu araştırmadan çıkan sonuçlara göre, Türkiye topraklarının önemli bir kısmında organik madde miktarının çok düşük olduğu tespit edilmiştir.

İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki topraklar organik madde/karbon yönünden çok fakir,

Karadeniz, Doğu Anadolu ve Akdeniz bölge toprakları ise organik madde/ karbon yönünden göreceli olarak daha iyi,

Ege  Bölgesi’nde  tarım topraklarının  %98 inde  organik  madde/karbon  eksikliği  dikkat çekmektedir.. Bölge topraklarının  %35 inde bu  miktar %1’in  de altındadır.

Oysa ki ideal bir tarla toprağında % 5 oranında organik madde olması beklenir.

Karbon, ayrıca, iklim değişikliğine yol açan sera gazı salımlarının da ana sebeplerinden biridir. Binlerce yıldır karbon depolamış toprak alanlarının insan eliyle tahrip edilmesi  çok büyük miktarlarda karbonun  atmosfere karışmasına yol açtı. Bu da atmosfer ısısının artmasına sebep oldu.

Bu döngü devam ettikçe daha çok ısınan atmosfer, daha çok karbon salımına neden oluyor ve döngü bu şekilde büyüyerek devam ediyor.

 

Peki  toprağı bu kadar kötü hale getirmek için sizce neleri yanlış yapmış olabiliriz?

Gelin hep beraber düşünelim,  

Ormanları arazi kazanmak amacıyla tahrip etmiş olabilir miyiz?

Dikkatsizlik, ihmal nedeni ile çıkan yangınlar, ya da, arazi açmak için bilinçsiz ağaç kesimi vs gibi sebeplerle Ormanları tahrip etmiş olabilir miyiz?

Orman tahribatı nedeni ile ormanda yaşayan canlı türleri ve bu türlerin habitatları yok olmuş olabilir mi?

Hızlı, dengesiz nüfus artışı ile doğal kaynakların aşırı kullanımı, şehirleşme ile birlikte gelen çevre kirliliği, araçların egzoz gazlarının yarattığı hava kirliliği, Evsel atıklar, kanalizasyon suları ve sanayi atıkları çevreyi kirletmiş,

Ya da tarımsal alanlarda yapılan kimyasal ilaçlamalar yararlı böcekleri de yok etmiş olabilir mi?

Tarımda elde edilen ürün miktarını arttırmak için çok aşırı kimyasal gübre kullanmış olabilir miyiz?

Kullanılan kimyasal gübreler çökerek toprağın ve yeraltı sularının kirlenmesine yol açmış olabilir mi?

……

Saymaya devam ettiğimizde sayfalar dolusu sebepler yazabileceğimizi anladınız değil mi?

Özetle toprağı bu kadar verimsiz, kurak hale biz insanoğlu getirdi.

Şimdi de onu eski haline döndürmek için yine insanoğlu çalışmak, çaba göstermek, önlem almak, eyleme geçmek zorunda, zorundayız!

Bu bilinçle 5 Aralık Dünya Toprak Günümüz Kutlu Olsun.

Sevgiler,

Dönüştür Gitsin

Paylaş

DÖNÜŞTÜR GİTSİN ,Kadınlara Katkı Sağlayacak Projelere İmza Atmaya Devam Ediyor!

Toprağın  yanlış yöntemlerle  verimsizleştirildiği, hoyratça yok edildiği  bir dünyada iken  eski bir yerli sözü olan  “  toprak insana değil, insan toprağa aittir! “  gerçeğini hatırlamaya ve hatırlatmaya ihtiyacımız var. Çünkü insan-doğa ilişkisinin en temel ilkesi toprağa saygı ile başlar.

Toprağın, kimyasallar kullanımı olmadan verim alınamadığı mevcut durumdan çıkabilmesi için doğru  ve doğal yollarla beslenmesi gerekir.

Bu noktada,  ev içinde açığa çıkan gıda atıklarının kompostlaştırılması ile toprak için ihtiyaç duyulan besinler çok daha doğal yollardan sağlanmış olacaktır. Ev içi gıda atıklarını yöneten esas kişi,  tahmin edeceğiniz gibi Kadındır. Kadın, ev içindeki  gıda atıklarının sorumluluğunu üstlenir  ve  de yöneticisi olursa  atığa sahip çıkacaktır.

Buradan yola çıkarak, “Dönüştür Gitsin” olarak, şehir yaşantısındaki bireylerin ve özellikle kadınların gıda atıklarını azaltmalarına yönelik çalışmalarımızı genişleterek kırsal kesimlerde toprak ile  uğraşan kadınlara da ulaşmak için kolları sıvadık.

Şu an üzerinde yoğunlaştığımız  “Dönüştür Gitsin Eğitim ve Uygulama Merkezi”  projemizde ,  doğal permakültür  yöntemlerini  kırsal bölgelerdeki kadınlara ulaştırmak için bir uygulama modeli yaratmayı hedefliyoruz.

Anadolu’nun tam ortasında, sert ve kurak iklim şartları ile mücadele eden  köylerden biri  olan ve  topraktaki organik madde oranı 1% in altından olan Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi, Sacayağı Köyü’nde 

( https://goo.gl/maps/psATSTGbXn79EKEV6)  mevcut şartlarla uyumlu  üretim modellerinin gösterileceği  “Eğitim ve Uygulama Merkezi “ miz çalışmalarına son hız devam ediyor.  ( bokashi kompost , solucan kompost uygulamaları, eş yükselti eğrileri, doğal hayvan gübresi  kullanımı, wicking bed  üzeri tarım uygulamaları, bahçe serası  uygulaması vs)

Ana hedefimiz, toprağın organik madde oranını artırmak ve su tutma kapasitesini geliştirerek verimli hale getirmek..

 

Kış şartlarının zorlayıcı olduğu Sacayağı Köyünden bir  görüntü

Sahadaki  toprak analizlerinin yanı sıra arazi içi perma kültür uygulamalarının yapılacağı

 bölgenin ölçülendirmelerini tamamladık. Eş yükselti eğrilerini oluşturduk ve bokashi  kompost ve hayvan gübresi le  etkileşime geçmesi için temelleri attık .

Köyde yerleşik yaşayan hanelerdeki kadınlar,  bu proje sayesinde kazanacakları yetkinliklerle kendi bahçelerinde üretim yapmaya başladıklarında erkeklere de öncüllük etmiş olacaklar.

Projemizin başlangıcından bu yana yanımızda olan proje destekçilerimizden ve aynı zamanda danışmanımız Prof Dr. Volkan Dündar Hocama ve  saha planlamada desteğini esirgemeyen Mimar Sayın Vedat Şahin’e  buradan teşekkürü borç bilirim.

Çok heyecanlı olduğumuz bir konuyu da burada siz değerli takipçilerimizle paylaşmak istiyoruz, Dönüştür Gitsin Eğitim ve Uygulama Merkezi Projemiz ile dünyaca ünlü bir kozmetik firmasının her yıl düzenlediği “Toprağın Kadınları” yarışmasında yarışmak üzere başvurumuzu yaptık

Dünyada 2001 yılından beri yürütülmekte olan, Türkiye’de ise 6. Kez gerçekleştirilecek olan ‘Toprağın Kadınları’ yarışması; çevre yararına bir bitki türü veya tabiat alanlarının koruma altına alınmasını sağlamayı, çevre yararına alınan bir aksiyon ile toplumun refahına sürdürülebilir katkıda bulunmayı ve bu kapsamda “Kadın özgürlüğü ve cinsiyet eşitliğine destek” olmayı, ve yine çevre ile ilgili bir konuda çocukların ve gençlerin bilinçlenmesini sağlamayı hedeflemektedir. Bu hedefler doğrultusunda da, dünyanın dört bir yanından çevreci kadınların hayata geçirdiği projeleri ödüllendirmektedir.

Kasım ayı içinde başvuruların değerlendirileceği bu  yarışmanın sonuçlarını dört gözle bekliyor olacağız.

Sevgiler

Dönüştür Gitsin

 

 

 

Paylaş

Her yıl gerçekleştirilen Dünya Gıda Konferansı, dünya genelinde var olan açlığı ortadan kaldırmak ve kötü beslenme sorunlarına çözüm bulabilecek paydaşları bir araya getirmekte olup, dünya liderlerinin gıda sistemindeki sorunlara eğilmesi gerektiğini dile getiren önemli bir organizasyondur.

Çünkü açlık, dünya liderlerinin karşılaştığı en önemli sorundur.

1996 yılında gerçekleştirilen Dünya Gıda Zirvesinde kabul edilen “Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı”   önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. Böylece herkesin fiziksel ve ekonomik olarak her zaman yeterli ve güvenli gıdaya ulaşması, süründürülebilir tarımsal üretimin sağlanması konularında ülkelerin önlem alması için çeşitli eylem planları ortaya koymuştur.

Günümüze geldiğimizde, 26 Haziran 2020 tarihinde tamamen dijital olarak gerçekleştirilen Dünya Gıda konferansı da bu eylem planını desteklemekte ve bunun ötesinde, 2020 yılına damgasını vuran COVID- 19 pandemi sürecinin gıda sistemine etkilerinin ve bu konuda alınabilecek önlemlerin konuşulduğu önemli bir ajandaya dikkat çekmiştir.

Araştırmacıları, politikacıları, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerini bir araya getiren konferansta, COVID-19 sağlık krizinin dünyayı salladığı bu dönemde,   özellikle gelişmekte olan ülkelerde durumun açlık ve fakirlik krizine dönüşmemesi için acilen herkes göreve çağrıldı.

Konferansta iki temel başlık üzerinde pek çok oturum, ve podcast gerçekleştirildi,

 

  1. Gıda Sistemi

COVID-19 boyunca ve sonrasında kendini hızlıca toparlayan gıda sistemine geçiş nasıl olmalıdır?

Pandemi boyunca tecrübe edilen sorunlar nelerdir ve nasıl aşılabilir?

Pandemide zarar gören Gıda Sisteminde toparlanma nasıl gerçekleştirilebilir?

(Çünkü yaşanan kriz,  tek başına bağış ve yardım kuruluşlarının destekleri ile aşılamaz.)

İnsanların yemek yeme alışkanlıkları nasıl dönüştürülebilir?

Geleceğin Tarım Uygulamaları Nelerdir?

Gıdanın Geleceği

Devletler tarafından alınması gereken önlemler gıdanın geleceğini kurtarabilir.

 

  1. Avrupa Yeşil Anlaşması

Avrupa  Yeşil Anlaşması, gelecekte  dünya liderlerine, kural koyuculara ve topluma nasıl faydalar getirebilir?

İklim değişikliği ve biyolojik bozulma Avrupa’yı ve bütün dünyayı tehdit eden en temel sorunlardır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için,  Avrupa’nın yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı olduğu aşikârdır.

Geliştirilecek strateji çerçevesinde,

2050 yılına kadar sera gazı etkilerini minimize etmiş olması

Ekonomik büyümenin mevcut kaynakları yok etmeden gerçekleşmesi için politikalar geliştirmesi

Her bireye ve topluma ve ulaşabilir olması

hedeflerine hizmet ediliyor olmalıdır.

Avrupa Yeşil Anlaşması, yukarıda sıralanan maddeleri hayata geçirecek sürdürülebilir bir ekonomi oluşturulması hedefini gütmektedir.

Uzmanlar, COVID-19 pandeminin sebep olduğu büyük bir ekonomik buhran beklediklerini dile getiririnken,  iklim değişikliğinin de olumsuz etkileri ile hali hazırda yoksullukla mücadele eden ülkeleri çok daha derin bir kriz beklemektedir.

Bu noktada Avrupa ülkelerinin iyileştirici ve koruyucu rol üstlenmesi elzemdir. Avrupa Yeşil Anlaşması da bunu desteklemektedir.

Görülüyor ki, dünya önlemez bir krize doğru hızla ilerlerken alınacak önlemlerle bu krizle mücadele yollarını bulabilir ve gelecek nesiller için sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam koşullarını temin edebiliriz.

Çözüm ise bireylerin, toplumların, devletlerin kısacası dünyanın bu sorunları ciddiye alıp harekete geçmesi ile mümkün olacaktır.

Sevgiler,

Dönüştür Gitsin

“Dönüşerek Dönüştür, Bireyden Toprağa” Uyanış Serimizin son ayağı olan “TOPRAK” bölümünü, açık havada güzel bir ormanda gerçekleştirdik.

COVID-19 un hepimizi uzun bir süre evlerde tutması yüzünden yeşile, doğaya hasret bir dönem geçirdik. Yasaklar kalkıp ta sosyal mesafeleri koruyarak yaşantımıza devam etmeye çalışırken, Dönüştür Gitsin olarak bizler de yaz dönemi eğitimlerimizi tamamladık.
Özellikle sahada gerçekleşmesi gereken “Dönüşerek Dönüştür, Bireyden Toprağa” eğitim serimizin son ayağı olan “TOPRAK” için takipçilerimizden oluşan güzel bir katılımcı grubu ile açık havada bir araya geldik. Ayaklarımızı toprağa basabildiğimiz, toprağın kokusunu alabildiğimiz, ağaçların hışırtısını dinleyebildiğimiz bir ormanda güzel bir eğitim gerçekleştirdik.
Saha çalışmamızın liderliğini benimle birlikte üstlenen, NewSelf Instittute Kurucusu ve Eğitmen Esra Uras Bilgin’e çok teşekkür ediyorum. ( Kendisi, ICF onaylı Toronto merkezli Gelstat Coaching programından mezun Gelstat Koçu, aynı zamanda yetişkinler ve çocuklar için Mindfulness Danışmanı ve eğitmendir.)
Çalışma sonrasında, pozitif geri bildirimleri ile bizi çok mutlu eden katılımcılarımıza buradan tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgiler,
Dönüştür Gitsin

Paylaş

Gıda Atığını Dönüştür, Geleceği Değiştir !

Gıda Atıklarının Dönüştürülmesinde Yerel Yönetimlerden Destek

Dönüştür Gitsin olarak gıda atıklarının dönüştürülmesi için anlatmaya, işbirlikleri ve fikir birlikleri yapmaya devam ediyoruz,

29.07.2020 tarihinde, Şişli Belediyesi ile işbirliği içinde çalışacak ve Şişli’nin mahallelerinde hayat bulacak olan “Mahalle Mutfağı” projesinin kurucuları ve aynı zamanda Yönetim Kurulu Üyeleri ile biraraya geldik.

Gıda Atıkları Farkındalık Eğitimi için buluştuğumuz bu organizasyonda hem gıda atıklarımızı nasıl dönüştürebileceğimizi konuştuk hem de farkındalık yaratmak için birlikte neler yapabileceğimiz konusunda çok güzel bir beyin fırtınası gerçekleştirdik.

Bu anlamda, oluşumumuzun temel amacını kendileri ile detaylıca paylaştık – ev içinde bireylerin kendi yarattığı gıda atıklarının farkına vardırmak ve bu farkındalık ile gıda atıklarını dönüştürmeye teşvik etmek ve izlemeyi hedeflediğimiz yol haritamızı aktardık.

Toplumsal farkındalığın artırılması, gıda atıkları ile ilgili bilincin oluşturulması ve devamında dönüşümün gerçekleşebilmesi için yerel yönetimlerin öncülük etmesi çok önemli bir adım olacaktır. Bu anlamda Şişli Belediyesinin “atık dönüştürme hedefleri “ çerçevesinde gıda atıklarının dönüştürülmesine de yer vermek için gereken adımları atacağına inanıyoruz.

Bu organizasyonun hayata geçmesinde öncülük eden Nişantaşı Lions Kulübü Başkanı Hümeyra Mutlu’ya teşekkür ediyoruz.

Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in eşi Sayın Hulya Keskin’e ve onun nezdinde katılım gösteren Mahalle Mutfağı Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyelerine ve organizasyonun gerçekleşmesinde büyük katkısı olan Şişli Belediyesi, Sosyal Hizmetler Müdürlüğünden Sayın Dilara İşcan’a teşekkür ediyoruz.

Sevgiler
Dönüştür Gitsin

Paylaş

Bülten Aboneliği

Bizden haberdar olmak için lütfen kayıt olun

    dev
    error: Content is protected !!